By | Şub 13, 2013
[Toplam:0    Ortalama:0/5]

Malum olduğu üzere “mavi hap – kırmızı hap” meselesi sinema tarihinin kült filmlerinden The Matrix’in meşhur sahnelerinden birinde gerçekleşir. Serüven Neo’nun, Morpheus’un teklif ettiği mavi ve kırmızı hap arasından kırmızı olanı seçmesiyle başlar.

Morpheus: Mavi hapı alırsan hikaye biter, yatağında uyanır ve neye inanmak istiyorsan ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan ‘Harikalar Diyarında’ kalırsın ve sana tavşan deliğinin ne kadar derine gittiğini gösteririm. Unutma sana teklif ettiğim sadece gerçek, fazlası değil.

The Matrix filminin mavi hapı Neo için, Morpheus’un bir kölelik, bir yanılsama diye tabir ettiği düzenin devam etmesini temsil ediyor. Burada, biri; uykunun devamı – bilmemek, diğeri; uyanmak – gerçeği arayış şeklinde iki ayrı yolu ya da felsefeyi temsil eden hapların renkleri tesadüfen seçilmemiştir. Tıpkı Facebook’un ve çoğu sosyal paylaşım sitesi renklerinin tesadüfen seçilmediği gibi.

Sosyal-Medya-Siteleri

Facebook’ta olduğu gibi diğer sosyal medya araçlarını incelediğimizde de gözümüze ilk çarpan renk mavidir. Mavi renk, (koyu tonları hariç) gözleri ve sinirleri rahatlatır. Gökyüzü ve denizin rengi olan mavinin, hayatımızda en çok karşılaştığımız renklerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Dinlendirici etkisinin haricinde içe dönüklüğü de barındırır. Göze çok batmayan hayal gücünü artırıcı bir renk olmasından ötürü arka fonlarda sıklıkla kullanılmaktadır. Mavinin bu saydığımız özellikleri tam da Facebook vb. sosyal paylaşım sitelerinin amacına hizmet etmektedir. Kişilerin bu ortamlarda kendini rahat hissetmeleri ve çokça vakit geçirmeleri istenmektedir. Bir renk olarak maviyi rahat bırakıp biraz da kapitalist sistemde Facebook’un mavi hap rolünü incelemeye çalışalım.

Kapitalizm ve Mavi Hap

Herkesin kendi çıkarı için en iyi olanı yapması Adam Smith’in öngördüğü gibi insanlığı maksimum refaha ve daha iyi olana götürmedi. Daha fazla kâr için daha çok üretim ve daha çok tüketim, hep daha çok ve yeni şeyler gerekli oldu. Bunun için ise insanlar birer makine gibi olmak zorunda ve toplumsal hayatta her şey bir fabrika mantığıyla işlemek zorunda kaldı. Sonuç olarak insanoğlu hırsının esiri oldu.

Günümüzde iş hayatının, hayatın tümü anlamına geldiği giderek mekanikleşen bir yaşamda, kişilerin kendilerine ve sevdiklerine vakit ayırmasının zorlaştığı, metropolleşmenin getirdiği ruhsuz hayatta kabuklarına çekildiği ya da Virillio’nun tabiriyle ‘Kozalar Toplumunda’ kozasının içine mahkum olduğu bir durumda bunalan insanın kendine ve hayata yabancılaşması kaçınılmazdır. Ancak kapitalizmde insanların kendisini kötü hissetmeleri istenmeyen bir durumdur. Aksine kendilerini iyi ve özgür hissetmeliler ki sistemi sorgulamasınlar ve sistemin alternatiflerini düşünmesinler. İşte bu noktada insanların deşarj olmasını sağlayacak bir şeyler geliştirilmelidir; Kitleleştiren kitle iletişim araçları…

Okumaya devam et »

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × 2 =